24 Eylül 2026 Perşembe

Para, Yatırım ve Güven-Yılmaz Parlar

 



 

Para, Yatırım ve Güven

Fon Krizi Ne Anlatıyor?

Ümit Özdağ’ın fon krizi üzerinden gündeme taşıdığı soru; Finans sistemi kimin için çalışıyor?

“Büyük finans kuruluşları, müşterilerinin değil, kendilerinin kâr etmesi için kurulmuştur.”

Tony Robbins’in bu sözü, finans dünyasının en temel tartışmalarından birine dikkat çekiyor: Paranın sahibi ile parayı yöneten sistemin çıkarları her zaman aynı noktada buluşuyor mu?

Francis Bacon’ın yüzyıllar önce söylediği, “Para iyi bir hizmetkârdır, ama kötü bir efendidir” sözü ise meselenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor.

Çünkü para, doğru kullanıldığında insanın hayatını kolaylaştıran bir araçtır. Ancak para kazanma arzusu, finansal sistemin nasıl çalıştığına ilişkin sorgulamanın önüne geçtiğinde, yatırım ile risk arasındaki çizgi giderek belirsizleşebilir.

Bugün Türkiye’de tartışılan fon krizi de yalnızca rakamlardan ibaret bir finans meselesi olarak görülmemeli. Ortada aynı zamanda yatırımcı, denetim, şeffaflık ve güven soruları bulunuyor.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın 24 Eylül 2026 tarihli basın toplantısında yaptığı açıklamaların önemli bir bölümü tam da bu noktaya odaklandı.

455 bin yatırımcının gündeme geldiği kriz

Özdağ, konuşmasında 131 fonun işlemlerinin durdurulduğunu ve yaklaşık 455 bin yatırımcının bu süreçten etkilendiğini ifade etti. Ayrıca yaklaşık 20 milyar dolar düzeyinde bir zarardan söz etti.

Buradaki temel soru yalnızca “Ne kadar para kaybedildi?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Bu riskler ne zaman fark edildi ve yatırımcı neden daha erken korunamadı?

Özdağ’ın aktardığı bilgilere göre Sermaye Piyasası Kurulu'nun açıklamasında, 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonlarda şüpheli fiyat hareketlerinin gözlendiği belirtiliyor. Konunun 2 Aralık 2025 tarihinde Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine geldiği, 3 Aralık'ta ise SPK bünyesinde bir çalışma grubu oluşturulduğu ifade ediliyor.

İşte tartışmanın en önemli noktası burada ortaya çıkıyor:

Risk daha önce görülmüşse neden sonuç bu noktaya geldi?

Yatırımcıya “piyasa riski” demek yeterli mi?

Finans piyasalarının temel kurallarından biri risk kavramıdır.

Her yatırımın bir riski vardır.

Ancak yatırımcının karşı karşıya olduğu risk ile sistem içerisinde meydana gelen olası manipülasyon veya denetim sorunları aynı şey değildir.

Özdağ da konuşmasında bu ayrımı özellikle vurguluyor ve vatandaşın yalnızca “piyasa riski var” denilerek yaşananların açıklanamayacağını savunuyor.

Bu noktada sıradan yatırımcının durumunu düşünmek gerekiyor.

Emekli maaşından para biriktiren bir vatandaş…

Çocuğunun eğitim masrafını karşılamak için yıllarca tasarruf eden bir aile…

Ev almak için para biriktiren bir çalışan…

İşletmesinin sermayesini değerlendirmek isteyen küçük bir girişimci…

Bunların tamamı finans piyasalarının içinde yer alabilir.

Dolayısıyla finansal sistemde meydana gelen büyük bir sorun, yalnızca profesyonel yatırımcıların veya büyük sermaye sahiplerinin problemi değildir.

Finansal güven, doğrudan vatandaşın hayatına dokunan bir meseledir.

Asıl mesele: Sistem neden çalışmadı?

Özdağ’ın açıklamalarında dikkat çeken noktalardan biri de tartışmayı belirli şirketlerin veya kişilerin üzerine bırakmak yerine daha geniş bir sistem sorgulamasına taşıması.

SPK ne biliyordu?

Ne zamandan itibaren biliyordu?

Hangi tedbirler alındı?

Hangi tedbirler alınmadı?

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bilgisi neydi?

Finansal İstikrar Komitesi'nde hangi konular görüşüldü?

Borsa İstanbul hangi sinyalleri gördü?

Ve en önemlisi:

Neden aylar boyunca büyüyen risk sonunda küçük yatırımcının üzerine kaldı?

Bu soruların tamamı, finans piyasalarının yalnızca para kazanma alanı olmadığını hatırlatıyor.

Finans piyasalarının temelinde güven vardır.

Para kazanmak başka, sisteme güvenmek başka

Bir yatırımcı yatırım yaparken yalnızca getiriye bakmaz.

Piyasadaki kuralların uygulanacağına, denetim mekanizmalarının çalışacağına, yatırım yaptığı ürünle ilgili bilgilerin doğru olduğuna ve gerektiğinde sistemden çıkabileceğine de güvenmek ister.

Özdağ’ın konuşmasında özellikle 16-17 Eylül tarihlerinde zararına dahi olsa fonlardan çıkmak isteyen yatırımcıların işlem yapamadığı yönündeki iddialar gündeme getiriliyor.

Burada finansal sistem açısından kritik soru ortaya çıkıyor:

Yatırımcı parasını sisteme sokabiliyor ama kriz anında sistemden çıkamıyorsa, yatırımcının sistem hakkındaki güveni ne olur?

İşte bu nedenle mesele yalnızca bir fonun performansı veya borsadaki günlük fiyat hareketleri değildir.

Mesele, finansal sistemin vatandaşta oluşturduğu güven duygusudur.

Yabancı yatırımcı açısından da aynı soru

Türkiye'nin finansman ihtiyacı düşünüldüğünde konu yalnızca yerli yatırımcı açısından da değerlendirilemez.

Özdağ, fon piyasasındaki kriz ile hukuk güvenliği, şeffaflık ve piyasa bütünlüğü arasında bağlantı kuruyor. Yabancı yatırımcının da yüksek getirinin yanında kuralların güvenilir biçimde uygulanmasını, şeffaflığı ve piyasa bütünlüğünü dikkate aldığını belirtiyor.

Bu açıdan bakıldığında finans piyasalarındaki güven kaybı, yalnızca yatırımcının portföyünü değil, ülkenin dış finansman maliyetlerini de ilgilendiren bir konu haline gelebilir.

Ekonomi, enerji ve finans aynı zincirin halkaları

Türkiye'nin enerji ithalatına bağımlılığı da finansal tabloyu daha karmaşık hale getiriyor.

Petrol fiyatlarındaki yükseliş döviz ihtiyacını artırabilir; cari denge, enflasyon ve kur üzerinde baskı oluşturabilir.

Böyle bir ortamda finans piyasalarına ilişkin güven sorununun ortaya çıkması, ekonomik sorunların birbirinden bağımsız olmadığını gösteriyor. Özdağ da konuşmasında enerji fiyatları, döviz ihtiyacı, enflasyon ve fon krizini aynı ekonomik çerçevede ele alıyor.

Yani vatandaşın cebindeki para ile uluslararası piyasalardaki gelişmeler arasında sanıldığından çok daha doğrudan bir bağlantı bulunuyor.

Yatırımcı olmak ne demek?

Belki de bu tartışmanın en önemli tarafı burada.

Bir insan parasını bir fona yatırdığında sadece “yatırımcı” sıfatını kazanmış olmaz.

Aynı zamanda finansal sistemin kurallarına güvenen bir vatandaş haline gelir.

Bu nedenle yatırım kültürünün yalnızca “hangi fon daha çok kazandırıyor?” sorusuna indirgenmemesi gerekiyor.

Risk nedir?

Fon nasıl yönetiliyor?

Denetleyen kurum kim?

Yatırımcı gerektiğinde parasını nasıl çekebilir?

Bilgi ne kadar şeffaf?

Bir problem ortaya çıktığında kim hesap verecek?

Bunlar da en az getiri oranı kadar önemli sorular.

Çünkü para gerçekten iyi bir hizmetkâr olabilir.

Ancak finansal sistemin işleyişi sorgulanmadığında, insanın paraya değil, sistemin kendisine bağımlı hale gelmesi riski ortaya çıkar.

Asıl ihtiyaç güven

Ümit Özdağ’ın 24 Eylül basın toplantısındaki finans bölümünün en önemli mesajı da burada toplanıyor.

Özdağ, yaşananları yalnızca birkaç portföy yönetim şirketi üzerinden değerlendirmenin yeterli olmayacağını; sistemsel, hukuksal, finansal ve yönetimsel hata zincirinin ortaya çıkarılması gerektiğini savunuyor.

Vatandaşın beklentisi ise aslında oldukça basit:

Kurallar uygulansın.

Denetim zamanında yapılsın.

Piyasa şeffaf olsun.

Aynı kurallar herkes için geçerli olsun.

Yatırımcı neyle karşı karşıya olduğunu bilsin.

Çünkü finans piyasalarının en değerli varlığı sadece para değildir.

Güvendir.

Ve güven kaybolduğunda, kaybedilen yalnızca bir yatırım hesabındaki rakamlar olmaz; insanların ekonomik sisteme duyduğu inanç da bundan etkilenir.

yilmazparlar@yahoo.com

Money, Investment and Trust

What Does the Fund Crisis Tell Us?

The question raised by Ümit Özdağ through the fund crisis: Who does the financial system work for?

“Major financial institutions are established to make profits for themselves, not for their customers.”

This statement by Tony Robbins draws attention to one of the fundamental debates in the financial world: Do the interests of those who own the money and those who manage the money always coincide?

Francis Bacon’s centuries-old observation, “Money is a good servant but a bad master,” reveals another dimension of the issue.

Money, when used properly, is a tool that can make people’s lives easier. However, when the desire to make money takes precedence over questioning how the financial system operates, the line between investment and risk can become increasingly blurred.

The fund crisis currently being discussed in Türkiye should therefore not be viewed merely as a matter of financial figures. It also raises questions about investors, supervision, transparency and trust.

A significant part of the statements made by Zafer Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ at his press conference on September 24, 2026, focused precisely on this point.

A crisis involving 455,000 investors

In his speech, Özdağ stated that the transactions of 131 funds had been suspended and that approximately 455,000 investors had been affected by the process. He also referred to a loss of approximately 20 billion dollars.

The fundamental question is not only, “How much money was lost?”

The real question is:

When were these risks identified, and why were investors not protected earlier?

According to the information cited by Özdağ, the Capital Markets Board of Türkiye indicated that suspicious price movements had been observed in certain funds during the last quarter of 2025. It was stated that the issue was brought before the Financial Stability Committee on December 2, 2025, and that a working group was established within the Capital Markets Board on December 3.

This is where one of the most important points of the debate emerges:

If the risk had been identified earlier, why did the situation reach this point?

Is telling investors “there is market risk” enough?

One of the fundamental concepts of financial markets is risk.

Every investment carries risk.

However, the risk faced by an investor is not necessarily the same thing as possible manipulation or supervisory problems within the system.

Özdağ particularly emphasizes this distinction in his remarks, arguing that what happened cannot simply be explained to citizens by saying, “There is market risk.”

At this point, it is necessary to consider the situation of ordinary investors.

A citizen saving money from a pension…

A family saving for years to cover their child’s education…

A worker putting money aside to buy a home…

A small entrepreneur seeking to manage and invest the capital of their business…

All of them can participate in financial markets.

Therefore, a major problem within the financial system is not merely an issue for professional investors or large capital holders.

Financial trust is an issue that directly affects citizens’ lives.

The real issue: Why did the system fail?

One of the notable aspects of Özdağ’s statements is that he moves the discussion beyond specific companies or individuals and toward a broader examination of the system.

What did the Capital Markets Board know?

When did it know?

What measures were taken?

What measures were not taken?

What did the Ministry of Treasury and Finance know?

What issues were discussed within the Financial Stability Committee?

What signals did Borsa İstanbul observe?

And most importantly:

Why did the risk, which had been growing for months, ultimately fall on small investors?

All these questions remind us that financial markets are not merely places for making money.

At the foundation of financial markets lies trust.

Making money is one thing; trusting the system is another

When making an investment, an investor does not look only at potential returns.

The investor also wants to trust that market rules will be enforced, that supervisory mechanisms will function, that information about the investment product is accurate, and that they will be able to exit the system when necessary.

Özdağ’s speech also raised allegations that investors who wanted to withdraw from funds, even at a loss, were unable to complete transactions on September 16–17.

This raises a critical question for the financial system:

If an investor can put money into the system but cannot withdraw it when a crisis occurs, what happens to that investor’s trust in the system?

For this reason, the issue is not merely the performance of a particular fund or daily price movements in the stock market.

The issue is the sense of trust that the financial system creates among citizens.

The same question applies to foreign investors

Given Türkiye’s need for financing, the issue cannot be evaluated solely from the perspective of domestic investors.

Özdağ connects the crisis in the fund market with legal certainty, transparency and market integrity. He also points out that foreign investors consider not only high returns, but also the reliable implementation of rules, transparency and market integrity.

From this perspective, a loss of confidence in financial markets can affect not only an investor’s portfolio but potentially the country’s external financing costs as well.

The economy, energy and finance are links in the same chain

Türkiye’s dependence on energy imports makes the financial picture even more complex.

Higher oil prices can increase the need for foreign currency and put pressure on the current account balance, inflation and the exchange rate.

In such an environment, the emergence of a confidence problem in financial markets shows that economic problems are not necessarily independent of one another. In his speech, Özdağ also addresses energy prices, foreign-currency requirements, inflation and the fund crisis within the same broader economic framework.

In other words, there is a much more direct connection than might be assumed between the money in citizens’ pockets and developments in international markets.

What does it mean to be an investor?

Perhaps this is the most important aspect of the debate.

When a person invests money in a fund, they do not simply acquire the status of an “investor.”

They also become a citizen who places trust in the rules of the financial system.

For this reason, investment culture should not be reduced merely to the question, “Which fund provides the highest return?”

What is the risk?

How is the fund managed?

Who is responsible for supervision?

How can an investor withdraw their money when necessary?

How transparent is the information?

Who will be held accountable if a problem arises?

These questions are at least as important as the rate of return.

Because money can indeed be a good servant.

But when the functioning of the financial system is not questioned, there is a risk that people may become dependent not on their money, but on the system itself.

The real need is trust

The central message of the financial section of Ümit Özdağ’s September 24 press conference can also be found here.

Özdağ argues that it is not sufficient to evaluate what happened solely through several portfolio management companies, and that the chain of systemic, legal, financial and administrative failures needs to be brought to light.

The expectation of citizens is actually quite simple:

Rules must be enforced.

Supervision must take place on time.

The market must be transparent.

The same rules must apply to everyone.

Investors must know what they are facing.

Because the most valuable asset in financial markets is not simply money.

It is trust.

And when trust is lost, what disappears is not merely a figure in an investment account; people’s confidence in the economic system itself can also be affected.

yilmazparlar@yahoo.com

11 Eylül 2026 Cuma

Ümit Özdağ’dan Ekonomide Yeni Hamle-Yılmaz Parlar

 



 Ümit Özdağ’dan Ekonomide Yeni Hamle

Zafer Ekonomisi Programı Geliyor

Zafer Partisi, ekonomi politikalarında kendi alternatif modelini kamuoyunun gündemine taşımaya hazırlanıyor.

Özdağ, “Zafer Ekonomisi Programı”nın bu ay paylaşılacağını açıkladı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, partisinin ekonomi alanındaki hazırlıklarını da kamuoyuyla paylaştı.

Özdağ, yalnızca mevcut ekonomik politikalara yönelik eleştirilerle yetinmek yerine, Zafer Partisi’nin kendi ekonomi programını kamuoyunun tartışmasına açacağını açıkladı.

“Zafer Ekonomisi Programı” Kamuoyuna Sunulacak

Özdağ’ın açıklamasına göre, “Zafer Ekonomisi Programı” adı verilen çalışma hazırlanmış durumda ve programın bu ay kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor.

Özdağ, programın basılı hale getirildiğini belirterek, ekonomi kuruluşlarına da ulaştırılacağını ifade etti. Zafer Partisi’nin ekonomi ekibinin ilgili kuruluşları ziyaret ederek programın içeriğini anlatacağını kaydeden Özdağ, temel hedefin Türkiye’nin üretim ekonomisine geçişine yönelik parti politikalarını ortaya koymak olduğunu söyledi.

Bu açıklama, Zafer Partisi açısından ekonomik tartışmada dikkat çekici bir başlık oluştururken, partinin ekonomi politikalarını yalnızca iktidarın uygulamalarına yönelik eleştiriler üzerinden değil, kendi önerileri üzerinden de gündeme taşıma hazırlığında olduğunu gösteriyor.

Tartışmanın Merkezine “Üretim Ekonomisi”ni Koyuyor

Özdağ, basın toplantısında Türkiye ekonomisinin mevcut görünümüne ilişkin çeşitli değerlendirmelerde de bulundu.

Özdağ’ın açıklamalarında; enflasyon hedefleri, vatandaşın satın alma gücü, işsizlik, vergiler, gelir dağılımı, tarım, eğitim ve ekonomik hedefler gibi başlıklar geniş yer aldı. Mevcut ekonomi politikalarının Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığını savunan Özdağ, ekonomik yükün vatandaş üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Ancak basın toplantısının ekonomi açısından en dikkat çekici mesajı, bu eleştirilerin ardından Zafer Partisi’nin kendi ekonomik modelini ortaya koyacağını açıklaması oldu.

Köprü ve Otoyollar İçin Özelleştirme Eleştirisi

Özdağ’ın gündeminde kamu varlıklarına ilişkin kararlar da vardı.

Resmî Gazete’de yayımlanan kararla iki Boğaz köprüsü, sekiz otoyol ve dört çevre yolunun özelleştirme programına alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdağ, söz konusu uygulamaya karşı çıktı.

Özdağ, bu varlıkların uzun süreli işletme hakkının devredilmesinin kamu açısından gelecekte gelir kaybına yol açabileceğini savundu ve köprü ile otoyollardan elde edilebilecek gelirlerin kamu kaynakları açısından önemine dikkat çekti.

Bu değerlendirmeler, Zafer Partisi’nin ekonomi yaklaşımında kamu kaynakları, üretim, gelir dağılımı ve uzun vadeli ekonomik planlama başlıklarının öne çıktığına ilişkin bir çerçeve oluşturdu.

Ekonomi Programı Sahaya İnecek

“Zafer Ekonomisi Programı”nın açıklanmasının ardından ekonomik kuruluşlarla temas kurulacak olması da programın yalnızca yazılı bir metin olarak kalmayacağını ortaya koyuyor.

Özdağ, parti ekonomi ekibinin kuruluşları ziyaret ederek programı anlatacağını açıkladı. Böylece Zafer Partisi’nin ekonomi politikalarının iş dünyası ve ekonomik kuruluşlarla doğrudan paylaşılması hedefleniyor.

Bu yönüyle program, önümüzdeki dönemde Zafer Partisi’nin siyasi gündeminde önemli başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Ekonomiden Siyasete Uzanan Geniş Gündem

Özdağ’ın 10 Eylül tarihli “Türk Milleti Basın Toplantısı”nda ekonomi dışında Türkiye’nin siyasi ve hukuki gündemine ilişkin değerlendirmeler de yer aldı.

Özdağ, partisinin önümüzdeki hafta Türkiye genelinde yazılı bir açıklama ve imza kampanyası başlatacağını, vatandaşların PKK’nın affı ve anayasa değişiklikleri konusundaki görüşlerinin alınacağını açıkladı. Kampanyanın ardından konunun meydanlarda ve sahada gündeme taşınacağını belirtti.

Hukuk devleti ve yargı başlıklarında da değerlendirmelerde bulunan Özdağ, Türkiye’nin geleceği açısından hukuk güvenliği ve demokratik kurumların önemine ilişkin görüşlerini dile getirdi.

Yeni Dönemin Ekonomi Başlığı

Zafer Partisi açısından “Zafer Ekonomisi Programı”nın açıklanması, partinin önümüzdeki dönemde ekonomik tartışmalarda kendi çözüm önerilerini daha görünür hale getirmesi açısından yeni bir aşama olarak değerlendirilebilir.

Özdağ’ın açıklamasında öne çıkan temel unsur, eleştirinin ötesine geçerek alternatif bir ekonomi programının kamuoyunun önüne konulacak olması.

Programın bu ay kamuoyuyla paylaşılması ve ardından ekonomi kuruluşlarına yönelik ziyaretlerin başlamasıyla birlikte, Zafer Partisi’nin ekonomi politikalarının ayrıntıları da daha geniş biçimde tartışılabilecek.

Türkiye’nin ekonomik geleceğine ilişkin siyasi tartışmanın, önümüzdeki dönemde yalnızca mevcut uygulamaların sonuçları üzerinden değil, hangi ekonomik modelin Türkiye’yi üretime, istihdama ve sürdürülebilir büyümeye taşıyacağı üzerinden şekillenmesi bekleniyor.

Zafer Partisi ise bu tartışmaya “Zafer Ekonomisi Programı” ile kendi perspektifini koymaya hazırlanıyor.

yilmazparlar@yahoo.com

Ümit Özdağ Unveils New Economic Initiative

“Victory Economy Program” Set to Be Unveiled

The Victory Party is preparing to bring its own alternative economic model to the public agenda as part of its efforts to develop new economic policies.

Victory Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ announced that the party’s “Victory Economy Program” will be made public this month.

While addressing current issues in Turkey, Özdağ also shared details of his party’s preparations in the field of economics.

Rather than limiting its approach to criticism of existing economic policies, Özdağ said that the Victory Party would present its own economic program for public discussion.

“Victory Economy Program” to Be Presented to the Public

According to Özdağ, the “Victory Economy Program” has already been prepared and is scheduled to be released to the public this month.

Özdağ stated that the program had been printed and would also be delivered to economic organizations. He said that the party’s economic team would visit relevant institutions to explain the program, with the main objective being to outline the party’s policies for transitioning Turkey toward a production-based economy.

The announcement creates a notable new dimension in the Victory Party’s economic agenda, indicating that the party intends to put forward its own proposals rather than focusing solely on criticism of the government’s economic policies.

“Production Economy” at the Center of the Debate

Özdağ also addressed various aspects of Turkey’s current economic situation during the press conference.

His remarks covered issues including inflation targets, citizens’ purchasing power, unemployment, taxation, income distribution, agriculture, education and economic objectives. Özdağ argued that current economic policies were insufficient to resolve Turkey’s structural problems and drew attention to the impact of the economic burden on citizens.

However, one of the most notable economic messages of the press conference was the announcement that the Victory Party would put forward its own economic model following these criticisms.

Criticism of the Privatization of Bridges and Highways

Özdağ also addressed decisions concerning public assets.

Commenting on the decision published in the Official Gazette to include two Bosphorus bridges, eight highways and four ring roads in the privatization program, Özdağ opposed the move.

He argued that transferring long-term operating rights could result in future revenue losses for the public sector and emphasized the importance of revenues generated by bridges and highways as a public resource.

These remarks point to a broader framework in the Victory Party’s economic approach, in which public resources, production, income distribution and long-term economic planning are expected to play a prominent role.

Economic Program to Reach the Field

The planned engagement with economic organizations following the release of the “Victory Economy Program” indicates that the initiative is not intended to remain merely a written document.

Özdağ said that the party’s economic team would visit relevant organizations to present and explain the program. The aim is to communicate the Victory Party’s economic policies directly to the business community and economic institutions.

In this respect, the program is expected to become one of the significant issues on the Victory Party’s political agenda in the coming period.

A Broader Agenda from Economics to Politics

Özdağ’s September 10 “Turkish Nation Press Conference” also included assessments of Turkey’s political and legal agenda in addition to economic issues.

Özdağ announced that the party would launch a nationwide written statement and signature campaign the following week to gather citizens’ views on the issue of a possible amnesty for the PKK and proposed constitutional changes. He stated that the issue would subsequently be brought to public squares and addressed through field activities.

Addressing the rule of law and judiciary, Özdağ also expressed his views on the importance of legal certainty and democratic institutions for Turkey’s future.

A New Economic Chapter

For the Victory Party, the announcement of the “Victory Economy Program” may represent a new stage in making its own economic proposals more visible in the country’s economic debate.

The central element of Özdağ’s announcement is the intention to move beyond criticism and place an alternative economic program before the public.

With the program expected to be released this month and subsequent visits to economic organizations planned, the details of the Victory Party’s economic policies are likely to become the subject of broader discussion.

Turkey’s economic debate is expected to increasingly focus not only on the results of current policies, but also on which economic model can move the country toward production, employment and sustainable growth.

The Victory Party is preparing to contribute its own perspective to this debate through its “Victory Economy Program.”

 yilmazparlar@yahoo.com

31 Ağustos 2026 Pazartesi

BAKTTAD 4 .Kadınlar Arası Ev Baklavası Yarışması-Yılmaz Parlar

 



 

Türk Baklavasının Geleceği Kadınların Maharetli Ellerinde

4. Kadınlar Arası Ev Baklavası Yarışması İstanbul’da düzenlendi

Gelenek, kadın emeği ve Türk baklavası aynı sofrada buluştu

İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Baklava ve Tatlı Üreticileri Derneği (BAKTAD) iş birliğiyle düzenlenen 4. Kadınlar Arası Ev Baklavası Yarışması, Türk baklavasının kültürel mirasını kadınların emeğiyle geleceğe taşıyan anlamlı bir organizasyona dönüştü.

İncirli’de Hacı Bozan Oğulları'nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, finale kalan 5 kadın yarışmacının hazırladığı baklavalar jüri tarafından değerlendirildi.

Kadınların Emeği Türk Baklavasını Geleceğe Taşıyor

Türkiye'nin dünyada tanınan en önemli gastronomi değerlerinden biri olan baklava, yalnızca geleneksel bir tatlı değil, aynı zamanda Türk mutfağının kültürel kimliğini dünyaya taşıyan güçlü bir değer olarak öne çıkıyor.

Bu mirasın yaşatılmasında kadınların rolü ise ayrı bir önem taşıyor.

Yıllardır evlerde anneden kıza, büyükannelerden torunlara aktarılan baklava yapma kültürü; kadınların emeği, ustalığı ve aile içinde aktardıkları bilgiler sayesinde kuşaktan kuşağa taşınıyor.

Kadınların baklava ve tatlı sektöründe daha fazla yer alması, bu geleneksel birikimin korunmasının yanı sıra kadın istihdamının artırılması ve mesleki yetkinliklerin geliştirilmesine de katkı sağlayabilecek önemli bir alan oluşturuyor.

İTO VE BAKTAD'dan Geleneğe Güçlü Destek

İstanbul Ticaret Odası ile BAKTAD iş birliğinde, İncirli'deki Hacı Bozan Oğulları restoranının ev sahipliğinde 29 Ağustos 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilen yarışma, geleneksel Türk mutfağının önemli lezzetlerinden baklavayı evlerin sıcaklığından yarışma kürsüsüne taşıdı.

Etkinliğe İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hazıroğlu, İTO Baklava, Pasta ve Şekerli Mamuller Meslek Komitesi Başkanı ve BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, İTO Meclis ve Komite üyeleri ile sektör temsilcileri katıldı.

Finale kalan 5 kadın yarışmacının hazırladığı baklavalar jüri tarafından değerlendirildi. Yarışmada hamurun hazırlanmasından yufkanın açılmasına, pişirme ve şerbet kıvamından hijyen ve sunuma kadar çeşitli kriterler dikkate alındı.

BAKTAD Başkanı Mehmet Yıldırım: “Baklava Denilince Türkiye Akla Geliyor”

Etkinlikte konuşan BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, baklavanın uluslararası alanda giderek daha önemli bir konuma ulaştığına dikkat çekti.

Yıldırım, gastronominin artık ülkelerin ve şehirlerin tanıtımında önemli bir araç haline geldiğini belirterek, insanların özgün yiyecekleri tatmak için binlerce kilometre yol kat edebildiğini ifade etti.

Türk baklavasının uluslararası algısında önemli bir değişim yaşandığını vurgulayan Yıldırım, baklava denildiğinde Türkiye'nin akla gelmesinin sektör açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti.

BAKTAD'ın yurt içi ve yurt dışında yürüttüğü tanıtım çalışmalarına da değinen Yıldırım, özellikle uluslararası fuar ve organizasyonlarda Türk baklavasının tanıtılmasının bu algının güçlenmesine katkı sağladığını anlattı.

Türk Baklavasının Geleceği Eğitimle Güçlenecek

Mehmet Yıldırım'ın konuşmasında dikkat çektiği başlıklardan biri de baklavacılık mesleğinin geleceği oldu.

Sektörün geleceği açısından mesleki eğitimin önemine işaret eden Yıldırım, baklava ustalarının yetiştirilmesi için meslek liselerinde eğitim imkanlarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.

Bu çalışmaların, geleneksel baklava ustalığının yeni nesillere aktarılması açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekildi.

Kadınların Sektördeki Yeri Güçlendiriliyor

Yarışmanın temel amaçlarından biri de kadınların baklava ve tatlı sektöründe daha fazla yer almasını sağlamak oldu.

Mehmet Yıldırım, kadınların evlerde hazırladıkları baklavaların tanıtılmasının ve onların sektörde daha görünür hale gelmesinin önemine vurgu yaptı.

Bu yaklaşım, evlerde yıllardır sürdürülen geleneksel üretimin profesyonel sektörle buluşması açısından da dikkat çekiyor.

Hacı Bozan Oğulları'ndan Geleneğe Ve Sektöre Ev Sahipliği

Organizasyonun İncirli'deki Hacı Bozan Oğulları restoranında gerçekleştirilmesi, Türk mutfağının geleneksel değerlerine sahip çıkan köklü işletmelerin önemini bir kez daha ortaya koydu.

Hacı Bozan Oğulları Yönetim Kurulu Başkanı Murad Fehmi Bozanoğlu, etkinlikte yaptığı konuşmada İTO, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcilerini selamlayarak organizasyonun gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Bozanoğlu, BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım ve ekibinin sektörün geleceği ve sorunları konusunda yürüttüğü çalışmalar için teşekkür etti.

Hacı Bozan Oğulları'nın böyle bir organizasyona ev sahipliği yapması; geleneksel Türk mutfağının, yöresel yemek ve tatlıların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması bakımından anlamlı bir katkı olarak öne çıktı.

Murad Fehmi Bozanoğlu'na Geleneksel Mutfağa Katkıları İçin Takdir

Türk mutfağının yaşatılması yalnızca tariflerin korunmasıyla değil, bu kültüre sahip çıkan kurum ve işletmelerin desteğiyle mümkün oluyor.

Bu açıdan Murad Fehmi Bozanoğlu'nun, kadınların geleneksel mutfak becerilerini görünür kılan bir organizasyona ev sahipliği yapması ve sektör temsilcileriyle birlikte hareket etmesi dikkat çekti.

Hacı Bozan Oğulları'nın Türk mutfağı, yöresel yemekler ve geleneksel tatlı kültürüne yönelik yaklaşımı, bu değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması açısından takdire değer bir örnek oluşturdu.

Baklava İçin Uluslararası Festival Hedefi

BAKTAD'ın baklavayı uluslararası alanda tanıtma çalışmaları da devam ediyor.

Mehmet Yıldırım, Özbekistan ile görüşmelerin sürdüğünü ve burada bir baklava festivali düzenlenmesinin planlandığını ifade etti.

Planlanan organizasyonun Türk baklavasının dünya çapındaki tanıtımına katkı sağlamasının yanı sıra iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik ilişkilerini de güçlendirmesinin hedeflendiği belirtildi.

Jüride Sektör Temsilcileri Yer Aldı

Yarışmanın jüri heyetinde Hacı Bozan Oğulları Yönetim Kurulu Başkanı Murad Fehmi Bozanoğlu, İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hazıroğlu, BAKTAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, BAKTAD Mali İşler Komisyonu Başkan Yardımcısı Ramazan Coşkun ve sektörün farklı isimleri yer aldı.

Baklavalar Nasıl Değerlendirildi?

Finalistlerin hazırladığı baklavalar şu kriterler üzerinden değerlendirildi:

Hamur yoğurma ve yufka açma kalitesi

Dilimleme ve hazırlık süreçleri

Pişirme tekniği

Şerbet kıvamı

Hijyen standartları

Son sunum ve servis

Baklava Türkiye İçin Neden Önemli?

Baklava, Türkiye'nin gastronomik kimliğinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir yere sahip.

Bir tatlının ülke adıyla özdeşleşmesi, gastronomi turizmi açısından da güçlü bir tanıtım değerine dönüşebiliyor.

Bu nedenle Türk baklavasının geleneksel üretim tekniklerinin korunması, nitelikli ustaların yetiştirilmesi, kadınların sektöre katılımının artırılması ve uluslararası tanıtım faaliyetlerinin sürdürülmesi; Türkiye'nin gastronomi alanındaki marka değerinin güçlendirilmesine katkı sağlayabilecek başlıklar arasında yer alıyor.

Baklava Tarihi: Gelenekten Dünyaya Uzanan Lezzet

Baklava, Osmanlı mutfak kültürüyle güçlü biçimde ilişkilendirilen ve yüzyıllar içerisinde Anadolu'da farklı üretim gelenekleriyle gelişen köklü bir tatlı kültürünün parçasıdır.

İncecik açılan yufkalar, tereyağı, ceviz veya fıstık ve şerbetin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan baklava, zaman içerisinde Türkiye'nin en bilinen geleneksel tatlılarından biri haline geldi.

Bugün Türk baklavası, Türkiye'nin gastronomi kültürünü temsil eden ve dünyanın farklı ülkelerinde tanınan önemli bir lezzet olarak öne çıkıyor.

Gelenekten Geleceğe: Türk Baklavasında Yeni Dönem

İTO ve BAKTAD iş birliğiyle gerçekleştirilen 4. Kadınlar Arası Ev Baklavası Yarışması, bir tatlı yarışmasının ötesinde; kadın emeğinin, geleneksel mutfak kültürünün, mesleki eğitimin ve Türk baklavasının uluslararası tanıtımının aynı çatı altında buluştuğu bir etkinlik olarak dikkat çekti.

Kadınların maharetli ellerinden çıkan ev baklavalarının yarışma kürsüsüne taşınması, yıllardır aile içinde yaşatılan bir kültürün toplumsal görünürlüğünü artırdı.

BAKTAD'ın sektöre yönelik çalışmaları, İTO'nun desteği ve Hacı Bozan Oğulları'nın ev sahipliğiyle gerçekleşen organizasyon, Türk baklavasının geçmişten geleceğe taşınmasında iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu.

Gelenekten geleceğe, kadınların maharetli ellerinden sofralara ve Türkiye'den dünyaya…

Jüri üyeleri
İTO Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hazıroğlu
BAKTAD Yönetim Kurulu başkanı Mehmet Yıldırım
Murad Fehmi Bozanoğlu
Süleyman Köşkeroğlu
Ramazan Coşkun
Haşim Fıstıkçıoğlu
Mehmet Ali Taşdemir
Nevzat Yemen
Mehmet Helvacı
Yavuz İnal
Nurtekin Erol
Muzaffer Kolçak
Hıfzullah Keskin

Yarışma Birincisi, Gülay Günay
Yarışma İkinci si, Zeliha Tuna
Yarışma Üçüncüsü, Sultan Sağlık
Yarışma Dördüncüsü, Fatma Aslan
Yarışma Beşincisi Özgün Esin

yilmazparlar@yahoo.com

The Future of Turkish Baklava Is in the Skilled Hands of Women

4th Women’s Homemade Baklava Competition Held in Istanbul

Tradition, Women’s Craftsmanship and Turkish Baklava Meet at the Same Table

The 4th Women’s Homemade Baklava Competition, organized through a collaboration between the Istanbul Chamber of Commerce (ITO) and the Baklava and Dessert Producers Association (BAKTAD), became a meaningful event that aims to carry the cultural heritage of Turkish baklava into the future through women’s craftsmanship.

The event, hosted by Hacı Bozan Oğulları in İncirli, brought together five female finalists whose homemade baklavas were evaluated by a professional jury.

Women’s Craftsmanship Carries Turkish Baklava into the Future

Baklava, one of Türkiye’s most internationally recognized gastronomic treasures, is more than a traditional dessert. It is also a powerful cultural value that carries the identity of Turkish cuisine to the world.

Women play a particularly important role in preserving this heritage.

For generations, the tradition of making baklava has been passed down from mothers to daughters and from grandmothers to grandchildren. Women’s craftsmanship, dedication and knowledge transferred within families have helped keep this culinary tradition alive.

Greater participation of women in the baklava and dessert sector can contribute not only to preserving this traditional knowledge, but also to increasing female employment and strengthening professional skills.

Strong Support for Tradition from ITO and BAKTAD

The competition was held on Saturday, August 29, 2026, at Hacı Bozan Oğulları in İncirli, in cooperation with the Istanbul Chamber of Commerce and BAKTAD.

The event brought one of the most important traditional flavors of Turkish cuisine—from the warmth of family kitchens to the competition stage.

The event was attended by ITO Board Member Murat Hazıroğlu, ITO Bakery, Pastry and Confectionery Products Professional Committee Chairman and BAKTAD President Mehmet Yıldırım, members of the ITO Assembly and committees, as well as representatives of the sector.

The five female finalists presented their homemade baklavas to the jury. The entries were evaluated according to a range of criteria, including dough preparation, phyllo pastry quality, baking, syrup consistency, hygiene and presentation.

BAKTAD President Mehmet Yıldırım: “Türkiye Comes to Mind When Baklava Is Mentioned”

Speaking at the event, BAKTAD President Mehmet Yıldırım emphasized that baklava has gained an increasingly important position internationally.

Yıldırım noted that gastronomy has become an important instrument for promoting countries and cities, adding that people are now willing to travel thousands of kilometers to experience distinctive foods.

He also highlighted the significant change in the international perception of Turkish baklava.

According to Yıldırım, the fact that Türkiye increasingly comes to mind when baklava is mentioned represents an important achievement for the sector.

Yıldırım also spoke about BAKTAD’s promotional activities in Türkiye and abroad, emphasizing that international fairs and events have contributed to strengthening the recognition of Turkish baklava.

The Future of Turkish Baklava Will Be Strengthened Through Education

Another important issue highlighted by Mehmet Yıldırım was the future of the baklava profession.

Yıldırım pointed to the importance of vocational education for the future of the sector and stated that efforts are being made to expand educational opportunities for training skilled baklava masters in vocational high schools.

Such initiatives are considered an important step toward transferring traditional baklava-making skills to younger generations.

Women’s Role in the Sector Is Being Strengthened

One of the main objectives of the competition was to encourage greater participation by women in the baklava and dessert sector.

Mehmet Yıldırım emphasized the importance of promoting baklavas prepared by women at home and increasing their visibility within the professional sector.

This approach also creates an important bridge between traditional production practices maintained in family kitchens for generations and the professional food industry.

Hacı Bozan Oğulları Hosts an Event Celebrating Tradition and the Sector

The organization’s hosting at Hacı Bozan Oğulları in İncirli once again highlighted the importance of established establishments that support traditional Turkish culinary values.

Murad Fehmi Bozanoğlu, Chairman of the Board of Hacı Bozan Oğulları, welcomed representatives of ITO, civil society organizations and sector representatives during his speech.

Bozanoğlu expressed his appreciation for the organization and thanked BAKTAD President Mehmet Yıldırım and his team for their work concerning the future and challenges of the sector.

Hacı Bozan Oğulları’s decision to host such an event stands out as a meaningful contribution to preserving traditional Turkish cuisine, regional dishes and desserts and passing these values on to future generations.

Appreciation for Murad Fehmi Bozanoğlu’s Contribution to Traditional Cuisine

Preserving Turkish cuisine requires more than simply protecting recipes. It also depends on the support of institutions and businesses committed to keeping this cultural heritage alive.

In this respect, Murad Fehmi Bozanoğlu’s decision to host an event highlighting women’s traditional culinary skills and to cooperate with sector representatives was noteworthy.

Hacı Bozan Oğulları’s approach to Turkish cuisine, regional dishes and traditional desserts represents a valuable example of supporting the transfer of these cultural values to future generations.

International Baklava Festival Planned

BAKTAD’s efforts to promote Turkish baklava internationally are continuing.

Mehmet Yıldırım stated that discussions with Uzbekistan are ongoing and that a baklava festival is being planned there.

The planned event is expected to contribute not only to the international promotion of Turkish baklava but also to strengthening friendship and brotherhood between the two countries through cultural exchange.

Sector Representatives Served on the Jury

The jury included Murad Fehmi Bozanoğlu, Chairman of the Board of Hacı Bozan Oğulları; ITO Board Member Murat Hazıroğlu; BAKTAD President Mehmet Yıldırım; BAKTAD Deputy Chairman of the Financial Affairs Commission Ramazan Coşkun; and other sector representatives.

How Were the Baklavas Evaluated?

The finalists’ baklavas were evaluated according to the following criteria:

Quality of dough preparation and phyllo pastry

Slicing and preparation process

Baking technique

Syrup consistency

Hygiene standards

Final presentation and service

Why Is Baklava Important for Türkiye?

Baklava has an important place in introducing Türkiye’s gastronomic identity to the world.

When a traditional food becomes closely associated with a country, it can also become a powerful asset for gastronomic tourism and national promotion.

For this reason, protecting traditional Turkish baklava-making techniques, training qualified baklava masters, increasing women’s participation in the sector and continuing international promotional activities can all contribute to strengthening Türkiye’s gastronomic brand value.

The History of Baklava: A Flavor from Tradition to the World

Baklava is strongly associated with Ottoman culinary culture and forms part of a long-standing dessert tradition that developed through different culinary practices in Anatolia over the centuries.

Thin layers of phyllo pastry, butter, walnuts or pistachios and syrup come together to create a dessert that has become one of Türkiye’s best-known traditional foods.

Today, Turkish baklava stands out as an important gastronomic product representing Türkiye’s culinary culture and recognized in many parts of the world.

From Tradition to the Future: A New Era for Turkish Baklava

The 4th Women’s Homemade Baklava Competition, organized through cooperation between ITO and BAKTAD, was more than a dessert competition.

It brought together women’s craftsmanship, traditional culinary culture, vocational education and the international promotion of Turkish baklava under one roof.

Bringing homemade baklavas prepared by skilled women to the competition stage increased the visibility of a tradition that has been preserved within families for generations.

The cooperation of BAKTAD, the support of ITO and the hosting by Hacı Bozan Oğulları once again demonstrated the importance of cooperation in carrying Turkish baklava from the past into the future.

From tradition to the future, from the skilled hands of women to the table, and from Türkiye to the world…

Jury Members
Murat Hazıroğlu, Board Member of ITO
Mehmet Yıldırım, Chairman of BAKTAD Board of Directors
Murad Fehmi Bozanoğlu
Süleyman Köşkeroğlu
Ramazan Coşkun
Haşim Fıstıkçıoğlu
Mehmet Ali Taşdemir
Nevzat Yemen
Mehmet Helvacı
Yavuz İnal
Nurtekin Erol
Muzaffer Kolçak
Hıfzullah Keskin
First Place: Gülay Günay
Second Place: Zeliha Tuna
Third Place: Sultan Sağlık
Fourth Place: Fatma Aslan
Fifth Place: Özgün Esin

yilmazparlar@yahoo.com

Para, Yatırım ve Güven-Yılmaz Parlar

  ANASAYFA SİYASET EKONO...